Sine-Felsefe

Entre Les Murs, Eğitim ve Gençlik

Yazar: Metin GÖNEN

Sınıf, sadece eğitim üzerine değil, aynı zamanda gençliğin paradoksal doğası üzerine kafa yoran bir film. Her zaman, her yerde belli kalıplar içinde gençlikten konuşulur. Genel olarak gençlik; giyim kuşam, sorumsuzluk, otoriteyle çatışma, vs. konularında eleştirilir. Ama sonuçta “gençliktir”, denilir ve hoş görülür.

Sınıf filmi de benzer konularda gençliği değerlendirir; genç öğrencilerle Fransızca öğretmeni François ve okul idaresi arasındaki temel çatışmayı ele alır. Filmin sonunda, bu çatışma, öğretmenlerin ve öğrencilerin hep birlikte okul bahçesinde oynadıkları futbol maçının kaynaştırıcı havasında biter. Senaryo düzeyinde, gençliğin okul yönetimi ve öğretmenler tarafından hoş görüldüğü, yani “gençlik işte” denilmesi tarzında uzlaşımcı bir sondur bu.

Devamını oku...

Nihal Emeksiz - Paradoks Dergi

Geriye Kalan ve Kıskançlığın Metafiziği

Yazar: Nihal EMEKSİZ 


Geriye Kalan (Çiğdem Vitrinel, 2011) filmi, iki kadın, bir erkek, üç farklı karakterin yaşamının bir kurmaca eserde birbirlerine dramatik düğümlenişiyle kıskançlık mekanizmasını sorgulama ve düşünme olanağı sağlıyor.

Zuhal, bağımsız kadın karakteridir. Cezmi’nin karısını aldatmasına yol açan kadındır. Zuhal, daha önce evlenmiş ve evliliğin kendisine göre olmadığı sonucuna ulaşmış; bedenini ve ruhunu teslim etmekten sakınarak sadece tutkularını takip eden özgür bir kadın tiplemesidir.

Cezmi, evlilik rutini içerisinde yitip gitmiş, kriz içinde bir erkek karakteridir; karısını Zuhal ile aldatan eştir. Cezmi, evliliğinde mutsuz, ölü bir adam iken, kendisini canlandıran, yeniden yaşam veren farklı bir kadının peşinden giden iç çatışmalı erkek tiplemesidir.

Sevda, bağımlı kadın karakteridir; aldatılan eştir. Sevda, yaşamını üzerine kurduğu evliliğinin yok olmaması için kocasının kendisini aldatmasına neden olan kadının intikam için peşine düşen evli-mağdur kadın tiplemesidir.

Bu üç karakterin yolları, İstanbul’un modern şehir yaşamının ev, iş ve eğlence alanlarının özel ve isimsiz film mekânlarında kesişir. Rene Girard'ın 'mimetik (öykünmeci) arzu' olarak adlandırdığı üçlü ilişki kalıbındaki dramatik yapısı içinde oluşan olay örgüsüyle bu üç karakterin kaderleri birbirlerine trajik bir biçimde düğümlenir.[1]

Bu çerçevede, Geriye Kalan filmi, kıskançlık üzerine düşünmekte ve insanın duygusal ilişkilerde kendini gerçekleştirme biçimleri üzerine şu soruları sormaktadır.

Devamını oku...

Çoğunluk, La Boétie ve Gönüllü Kulluk

Yazar: Metin GÖNEN

 

"Kulluk etmemeye karar verdiğinizde, özgürsünüzdür"

Etienne de La Boétie (Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev)

 

Tepenin Ardı (2012) ve Çoğunluk (2010) filmleri son dönem Türk sinemasında önemli politik filmlerden sayılıyor. Tepenin Ardı filminin, “öteki” kavramı üzerine soyut bir politik manifesto olduğu kabul ediliyor ve filme şapka çıkarılıyor. Çoğunluk filminin ise, “öteki” kavramının içini doldurup özel olarak toplumda “ötekileştirilmiş” Kürt, işçi ve kadın “ötekiler” üzerine politik bir film olduğu söyleniyor ve film alkışlanıyor.

Filmleri izlediğimizde, bu filmleri alkışlamaya ve sanatsal başarılarına şapka çıkarmaya başta özgün ve yaratıcı sinematografik-öykülemeleri olmak üzere birçok nedenden dolayı devam ediyoruz. Ama kavramları yerinde kullanarak, filmlerle birlikte net bir düşünce çalışması yapmak istediğimizde, yani “politik filmler” nitelemesi açısından baktığımızda, bu eserlerin maddiliğinde gördüğümüz hakikat ifade edilenin tam tersi. Ne Tepenin Ardı genelde “öteki” kavramını işleyen bir politik manifesto; ne de Çoğunluk, özelde Kürt, işçi ve kadın “ötekiler” üzerine sinematografik fikirlerle düşünen bir politik film.

Devamını oku...

Suç ve Şiddetin Değişen Yüzü

Yazar: Alain BROSSAT

Çeviren: Metin GÖNEN

Bilindiği gibi, “adi suç olgusu” (fait divers) doğada bulunmamaktadır.[1] “Adi suç olgusu”, XIX. yy.da, yeni bir aktüalite rejiminin, yeni bir suç figürünün ve yığınlara hitap eden basının uyguladığı yeni bir yazım pratiğinin karşılaşmasında ortaya çıkan bir söylemsel yapılandırmadır. Mürekkep ve kanın iç içe geçtiği zamanın bu yeni havasının ayrımına, Baudelaire’den başka hiç kimse daha iyi varamamış; moderne şehirlerin etrafında kol gezen bu suç parfümünün çekici cazibesini, ondan daha iyi hiç kimse algılayamamıştır.

Devamını oku...

Metin Gönen

Django Unchained, İntikam ve Adalet

Yazar: Metin GÖNEN

Django Unchained, özünde bir politik sorun olan, kişisel intikam ve evrensel adaletin paradoksal ilişkisini sorguluyor.

Quentin Tarantino’nun Kill Bill (2003) ve Grindhouse: Death Prof (2007) filmleriyle başlattığı bu sorgulama, Inglourious Basterds (2009) filminden geçerek Django Unchained ile yoluna derinleşerek devam ediyor.

Django Unchained, sinemanın bir dramatik sanat olarak kendi düşünme kapasitesiyle intikam ve adalet ilişkisi üzerine kafa yormak için bu kez Vahşi Batı’da beklenmedik bir hikâye ile klasik western türünü yeniden kurgulamakla kalmıyor; film, aynı zamanda Inglourious Basterds filminde olduğu gibi çok daha radikal öyküleme operasyonu yapıyor:

Tarihi (yeniden) kurguluyor.

Devamını oku...

Metin GÖNEN - Paradoks Dergi - Lincoln Filmi

Lincoln, Tocqueville ve Çoğunluk Diktatörlüğü

Yazar: Metin GÖNEN

Çoğunluk ne demektir? Çoğunluk, kaynaşmış bir bütünlük müdür? Çoğunluk, kitlesel olarak davranmak mıdır? Çoğunluk, anonim bireylerin toplamından oluşmuş bir yığın mıdır? Çoğunluk düşünür mü? Çoğunluk hisseder mi? Çoğunluk, bir özne olarak konuşur mu? Çoğunluk adil midir? Çoğunluk meşru mudur? Bir toplumda, çoğunluk olmak ne demektir?

Lincoln filmi, “De la démocratie en Amérique” (Amerika’da Demokrasi) adlı politika felsefesinin, Hobbes’un, Montesquieu’nun, Rousseau’nun eserleri düzeyinde başyapıtlarından birini yazmış olan Alexis de Tocqueville’in yapılandırdığı çerçevede bu soruları sorar.

Devamını oku...

 Jîn, Yaşam İradesi ve Özgürlük

Yazar: Metin GÖNEN

Sine-Tasvir

Jîn (2013) filmi, her şeyden önce, doğaya, yaşama ve özgürlüğe övgünün bir sinematografik manifestosu olarak başlar.

Bir yanda, bulutların, yer çekimi yasasını hiçe sayan, insanın aşağıdaki uygarlığının ölümlü var oluşunu umursamayan yüksekliklerin çekiciliğinde, hiçbir biçimin belirlemesine boyun eğmeyen özgür devinimlerinin gözler için bestelenmiş bir görsel-imgesel senfonisi vardır. Bu yüce senfoniye, aynı zamanda, dağların, uçsuz bucaksız bir perspektifte, birbiri ardı sıra sonsuzluğa doğru heybetli dizilişlerinin, insan duyarlılığını ve imgelem kapasitesini yetersiz bırakarak aklı yardıma çağıran kozmik varoluşun görüntülerinin görsel-metafizik şöleni eşlik etmektedir.

Devamını oku...

Sinema Sanatı ve Sinema Eğitimi

Yazar: Metin Gönen

Film yapmayı öğrenmek, paradoksal olarak, öncelikle film seyretmekten geçiyor. Bu nedenle Paris Sinematek’inin efsanevi yöneticilerinden Henri Langlois, Fransa’nın ünlü profesyonel sinema okullarından sadece "teknisyen" çıkar, ama Sinematek’ten düşünen-yaratan-sanatçı yetişir, der.

Bir başka dönemde, bir başka koşulda, bir başka kıtada, ama benzer bir biçimde, Hollywood’un dahi çocuğu Orson Welles, kendisine bir öğrencinin yönelttiği “Yönetmen olmak için ne yapmak gerekli?” sorusuna şu yanıtı verir:

“John Ford’un Stagecoach filmini seyretmek. Sonra yine John Ford’un Stagecoach filmini seyretmek, sonra yine John Ford’un Stagecoach filmini seyretmek…”

Çünkü…

Devamını oku...

Alt Kategoriler