Sine-Felsefe

Nihal Emeksiz - Paradoks DergiGeriye Kalan ve Kıskançlığın Metafiziği

Yazar: Nihal EMEKSİZ

Geriye Kalan filmi, iki kadın, bir erkek, üç farklı karakterin yaşamının bir kurmaca eserde birbirlerine dramatik düğümlenişiyle bir aldatma olayını ve kıskançlık mekanizmasını sorgulama olanağı sağlıyor.

Zuhal, bağımsız kadın karakteridir. Cezmi’nin karısını aldatmasına yol açan kadındır. Zuhal, daha önce evlenmiş ve evliliğin kendisine göre olmadığı sonucuna ulaşmış; bedenini ve ruhunu teslim etmekten sakınarak sadece tutkularını takip eden özgür bir kadın tiplemesidir.

Cezmi, evlilik rutini içerisinde yitip gitmiş, kriz içinde bir erkek karakteridir; karısını Zuhal ile aldatan eştir. Cezmi, evliliğinde mutsuz, ölü bir adam iken, kendisini canlandıran, yeniden yaşam veren farklı bir kadının peşinden giden iç çatışmalı erkek tiplemesidir.

Devamını oku...

Ranciere, Felsefe, Politika ve Sanat

Yazar: Metin GÖNEN

Jacques Rancière’in “zor” okunan bir filozof olduğu söylenir. İlk izlenimin ötesinde, kitaplar tek tek okunmak için somut olarak ele alındığında görülen farklıdır. Rancière’in eserleri kırk yıllık yoğun bir eğitimciliğin ve yaratıcı üretim çalışmasının süzgecinden damıtılarak geçip saflaşmış olan birer netlik ve berraklık abidesidir. Tabii ki bu, tüm gerçek düşünce çalışmalarından sahip olması beklenen mantıksal kesinlik ve fikirsel derinlik özellikleridir sadece.
Bu nedenle Rancière’in eserlerinde eğer bir “zorluk”tan söz edilecekse, ifade edilen bu “zorluk”, yazılanların muğlâklığından ve anlaşılmazlığından gelmemektedir. Tersine, eğer bir “zorluk” izlenimi varsa, bu duygu, yıllara meydan okuyarak bir derviş sabrıyla ve inanılmaz bir yaratıcı enerjiyle yapılan çalışmalar sonucu gün ışığına çıkan bu eserlerin orijinalliğinden kaynaklanır. Bu, Kant’ın belirttiği gibi, özgün bir yaratım olanın aynı özgün yaratıcılıkla kavranmasının gerekliliğini ifade eder (Prolegomena: Gelecekte Bilim Olarak Ortaya Çıkabilecek Her Metafiziğe, 1783).

Devamını oku...

Metin Gönen

Django Unchained, İntikam ve Adalet

Yazar: Metin GÖNEN

Django Unchained, özünde bir politik sorun olan, kişisel intikam ve evrensel adaletin paradoksal ilişkisini sorguluyor.

Quentin Tarantino’nun Kill Bill (2003) ve Grindhouse: Death Prof (2007) filmleriyle başlattığı bu sorgulama, Inglourious Basterds (2009) filminden geçerek Django Unchained ile yoluna derinleşerek devam ediyor.

Django Unchained, sinemanın bir dramatik sanat olarak kendi düşünme kapasitesiyle intikam ve adalet ilişkisi üzerine kafa yormak için bu kez Vahşi Batı’da beklenmedik bir hikâye ile klasik western türünü yeniden kurgulamakla kalmıyor; film, aynı zamanda Inglourious Basterds filminde olduğu gibi çok daha radikal öyküleme operasyonu yapıyor:

Tarihi (yeniden) kurguluyor.

Devamını oku...

Metin GÖNEN - Paradoks Dergi - Lincoln Filmi

Lincoln, Tocqueville ve Çoğunluk Diktatörlüğü

Yazar: Metin GÖNEN

Çoğunluk ne demektir? Çoğunluk, kaynaşmış bir bütünlük müdür? Çoğunluk, kitlesel olarak davranmak mıdır? Çoğunluk, anonim bireylerin toplamından oluşmuş bir yığın mıdır? Çoğunluk düşünür mü? Çoğunluk hisseder mi? Çoğunluk, bir özne olarak konuşur mu? Çoğunluk adil midir? Çoğunluk meşru mudur? Bir toplumda, çoğunluk olmak ne demektir?

Lincoln filmi, “De la démocratie en Amérique” (Amerika’da Demokrasi) adlı politika felsefesinin, Hobbes’un, Montesquieu’nun, Rousseau’nun eserleri düzeyinde başyapıtlarından birini yazmış olan Alexis de Tocqueville’in yapılandırdığı çerçevede bu soruları sorar.

Devamını oku...

 Jîn, Yaşam İradesi ve Özgürlük

Yazar: Metin GÖNEN

Sine-Tasvir

Jîn (2013) filmi, her şeyden önce, doğaya, yaşama ve özgürlüğe övgünün bir sinematografik manifestosu olarak başlar.

Bir yanda, bulutların, yer çekimi yasasını hiçe sayan, insanın aşağıdaki uygarlığının ölümlü var oluşunu umursamayan yüksekliklerin çekiciliğinde, hiçbir biçimin belirlemesine boyun eğmeyen özgür devinimlerinin gözler için bestelenmiş bir görsel-imgesel senfonisi vardır. Bu yüce senfoniye, aynı zamanda, dağların, uçsuz bucaksız bir perspektifte, birbiri ardı sıra sonsuzluğa doğru heybetli dizilişlerinin, insan duyarlılığını ve imgelem kapasitesini yetersiz bırakarak aklı yardıma çağıran kozmik varoluşun görüntülerinin görsel-metafizik şöleni eşlik etmektedir.

Devamını oku...

Çoğunluk, La Boétie ve Gönüllü Kulluk

Yazar: Metin GÖNEN

Tepenin Ardı (2012) ve Çoğunluk (2010) filmleri son dönem Türk sinemasında önemli politik filmlerden sayılıyor. Tepenin Ardı filminin, “öteki” kavramı üzerine soyut bir politik manifesto olduğu kabul ediliyor ve filme şapka çıkarılıyor. Çoğunluk filminin ise, “öteki” kavramının içini doldurup özel olarak toplumda “ötekileştirilmiş” Kürt, işçi ve kadın “ötekiler” üzerine politik bir film olduğu söyleniyor ve film alkışlanıyor.

Filmleri izlediğimizde, bu filmleri alkışlamaya ve sanatsal başarılarına şapka çıkarmaya başta özgün ve yaratıcı sinematografik-öykülemeleri olmak üzere birçok nedenden dolayı devam ediyoruz. Ama kavramları yerinde kullanarak, filmlerle birlikte net bir düşünce çalışması yapmak istediğimizde, yani “politik filmler” nitelemesi açısından baktığımızda, bu eserlerin maddiliğinde gördüğümüz hakikat ifade edilenin tam tersi. Ne Tepenin Ardı genelde “öteki” kavramını işleyen bir politik manifesto; ne de Çoğunluk, özelde Kürt, işçi ve kadın “ötekiler” üzerine sinematografik fikirlerle düşünen bir politik film.

Devamını oku...

Suç ve Şiddetin Değişen Yüzü 

Yazar: Prof. Dr. Alain BROSSAT, Université de Paris 8

Çeviren: Metin GÖNEN

Bilindiği gibi, “adi suç olgusu” (fait divers) doğada bulunmamaktadır.[1] “Adi suç olgusu”, XIX. yy.da, yeni bir aktüalite rejiminin, yeni bir suç figürünün ve yığınlara hitap eden basının uyguladığı yeni bir yazım pratiğinin karşılaşmasında ortaya çıkan bir söylemsel yapılandırmadır. Mürekkep ve kanın iç içe geçtiği zamanın bu yeni havasının ayrımına, Baudelaire’den başka hiç kimse daha iyi varamamış; moderne şehirlerin etrafında kol gezen bu suç parfümünün çekici cazibesini, ondan daha iyi hiç kimse algılayamamıştır.

Devamını oku...

Gilles Deleuze - Paradoks Dergi - SineFelsefe

Sinema ve Düşünce

Yazar: Gilles Deleuze, Üniversité Paris 8 (Çev. Metin Gönen)

Elie Faure, bu büyük sanat eleştirmeni, sinemayla karşılaşıyor; onda yeni bir düşüncenin doğuşunu görüyor. Yazıları bizim için hala muhteşem. Ama gariptir ki, bugün bu yazılar saygı, hayranlık ve bağlılık uyandırmakla birlikte; aynı zamanda, sanki bizi “eğlendiriyor”. Nedense artık hiçbir şeye inanmıyoruz. Sinema yazarlarının büyük düşünürler oluşunun yalın gerçekliği, öyle bir hale geldi ki, buna kimse kulak asmıyor bile. 

Bu nasıl oluyor?

Böyle bir şey nasıl olabilir?

Devamını oku...

Alt Kategoriler