Green Book, Güney Yollarında – I –

Green Book ( Peter Farrelly, 2018), komedi ve road-movie özelliklerinin iç içe geçtiği bir film. Bu orijinal sentez, filmin sıradan karakterlerine özgün bir dramatik derinlik, senaryonun basit hikâyesine de tarihsel bir perspektif kazandırıyor.

Amerikan komedilerinin klasik özelliği olarak, birbirlerine zıt iki karakterin ortak bir amaç için birlikte davranmak zorunda kalması, Green Book filminin dramatik temelini oluşturuyor. Fakat bu ortak amacın kendisi, bu iki zıt karakterin bir road-movie (yol filmi) serüvenini birlikte başarıyla tamamlamaya çalışmaları olarak vuku bulması; aynı zamanda, komedi karakterlerinin kişisel kaderlerini, içinden geçtikleri ülkenin ortak-kaderine bağlamalarına izin veriyor. Road-movie temel özellikleri olarak, filmin karakterleri, günlük yaşam kaygılarından ve alışılmış çevrelerinden koparak farklı dünyaları keşfetmek, farklı yaşam biçimlerini görmek için yola çıktıklarında, aslında hem kendi öznel gerçekliklerini, hem de içinden geçtikleri ülkenin hakikatini keşfederler.

Bu çerçevede Gren Book filminin antagonist karakterleri, New York’tan başladıkları yolculuklarını, ülkeyi bir baştan bir başa kat ettikten sonra, yine aynı yere dönerek tamamlarlar; ama artık ne kendileri aynı karakterlerdir, ne de yaşadıkları yaşama bakışları ve ait oldukları ülkelerinin gerçekliği aynıdır.

İşte yaşamı ortak bir hedef doğrultusunda iki farklı karakter olarak deneyimleme yolculuğunda varılan bu öznel hakikat,  Green Book filminin seyirciye sunduğu sine-fikirdir.

Film, bu sine-fikri kurgulamak için gerçek bir olaydan esinlenir. Hikâye, filmin senaristi Nick Vallelonga’nın babası olan “Toni Lip” lakaplı Toni Vallelonga’nın, 1962 yılında, Donald Walbridge Shirley ile birlikte yaptığı uzun bir yolculuğun senaryolaştırılmasından oluşmaktadır.

Bir barda, geceleri koruma olarak çalışan Toni Lip; İtalyan kökenli, evli, iki çocuklu, kalabalık bir aileye sahip, siyahileri sevmeyen, enerji dolu, sürekli bir şeyler yiyen, kaba saba, göçmen bir Amerikalıdır. Donald Shirley, dünyaca ünlü, yetenekli, eğitimli, kültürlü; ama mesafeli, titiz, yalnız ve mutsuz bir Siyahi piyanisttir. Toni Lip, Donald Shirley’in 1962 yılının sonbaharından Noel’e kadar, Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney eyaletlerinde yapacağı turnede korumasını sağlamak ve şoförlüğünü yapmak için işe alınacaktır. Ancak 1962 yılında hala Amerika’nın Güney eyaletlerinde, Siyahiler ile Beyazları yaşamın tüm alanlarında fiziki olarak ayıran (segragation) ırkçı “Jim Crow” yasaları uygulanmaktadır. Bu iki zıt karakterin, bir konserden diğerine kara yoluyla birlikte yapacakları uzun yolculuk, New York’tan Alabama’ya, Güney’in derinliklerine (Deep South) doğru tehlikeler içinde ilerleyecektir. Bu nedenle turne boyunca, ekip, konakladıkları ve yemek yedikleri yerlerde Don Sirley’in kötü muameleye maruz kalmasını engellemek için, “Green Book” adlı Siyahiler için düzenlenmiş turist rehberinden yararlanacaktır.


Covers of “The Green Book” from various years. (Public Domain/ The New York Public Library Digital Collections)

Filme adını veren “Green Book” (The Negro Motorist Green-Book), Harlem’de yaşayan Afrika kökenli Viktor Hugo Green adlı bir posta memuru tarafından, Güney’e yolculuk eden Siyahiler için yayınlanmaktadır.[1] Kitap, Güney’de Siyahi müşterileri kabul eden lokantaların, otellerin, benzin istasyonlarının ve mağazaların adreslerini güncel olarak veren popüler bir seyahat rehberidir. Önceleri New York eyaletinde yaşayan ve arabayla seyahat edebilecek ekonomik olanaklara sahip olan özgür orta ve üst-sınıf Siyahilere hitap eden “Green Book”, zaman içeresinde bütün Kuzey Amerika’da aranan bir rehber haline gelir. Tabi ki, “Green Book”un 1936-1966 arasında, 30 yıl boyunca süren bu popülerliği, sadece tüm Kuzey Amerikalı özgür Siyahilere yönelik turistik bir seyahat rehberi olmasından değildir. Kitabın revaçta oluşu, asıl onun Güney eyaletlerine arabayla yolculuk eden Siyahiler için vazgeçilemez bir “yaşamda kalma rehberi” haline gelmesindendir.[2]

Çünkü Güney eyaletlerinde yolculuk ederken, “Jim Crow” yasalarına göre, Siyahilerin bilmeden de olsa yanlış bir yerde ve uygun olmayan bir zamanda bulunması sadece aşağılanma ve kötü muamele görme riski değil, fakat linç edilme ve öldürülme tehlikesi de içerir. Filmde de açıkça gösterildiği gibi, piyano konseri için Güney’in elit Beyazları tarafından davet edilen Don Shirley, bu konser verdiği malikânenin tuvaletini dahi kullanamaz. Ancak Siyahilerin kalabildiği kendi otelindeki tuvalete gidip, geri dönerek bu rafine Beyaz insanlara verdiği konsere devam edebilir. Don Shirley, bir başka Güney şehrinde Noel konseri için hatırı sayılır müşterilerin olduğu lüks bir restorana davet edilmiştir, arabası “onur konuğu” bölümüne park edilir, ama kendisi ancak mutfağın arkasındaki bir hurdalıkta gösteri kostümlerini giyer. Üstelik Don Shirley’in konser vereceği bu aynı restoranda, onun Beyazların arasında akşam yemeği yemesine dahi izin verilmez.

Green Boook (2018)

Fakat Güney’de, filmde söz edildiği gibi, Siyahilere karşı “gelenek” haline gelmiş olan bu ırka göre ayrımcılık (“Separate but equal”) ironisinin ve aşağılayıcı alışkanlıkların sürdürülmesinden öte, Siyahiler için çok daha tehlikeli durumlar vardır. Don Shirley, Beyazların gittiği bir barda, içki içmek istediği için bir grup tarafından dövülür ve linç edilmekten son anda kurtulur. Bir başka eyalette gece arabayla yollarını kaybettikleri için, polisler tarafından durdurulur; çünkü bu eyalette “Jim Crow” yasalarına göre, 1876 yılından beri, gün batımından sonra Siyahiler için sokağa çıkma yasağı vardır (“Sundown Towns”). Siyahiler akşam olunca yola çıkamazlar, seyahat edemezler (“Whites Only Within City Limits After Dark”). Buna uymayan Siyahiler herkes tarafından linç edilme ve öldürülebilme riski alır.[3]

İşte bu tehlikeli koşullarda, “Green Book” rehberi, Siyahilerin tacizlerden, aşağılanmalardan, şiddetten, tutuklanma ve öldürülme tehlikesinden uzak bir şekilde yolculuklarını planlamalarını ve yaşamda kalmak için kendi aralarında dayanışmada bulunmalarını sağlamaktadır. Bir turistik rehberin, filme adını vermesinin önemi ve yolculuk boyunca ekibin güzergâhını belirlemesi, işte asıl “Jim Crow” sultası altındaki Amerikalı Siyahiler için sahip olduğu bu yaşamsal gereklilikten gelir. Yani “Green Book” rehberi, ırkçı “Jim Crow” yasaları yürürlükte olduğu için vardır. Zaten Siyahilerin Sivil Haklar mücadelesi sonucu Kongere’de “Voting Rights Act of 1965” kabulü ile son ırkçı “Jim Crow” yasası da yürürlükten kalkınca, gereksiz hale gelen “Green Book” rehberinin basımına da 1966 yılında son verilmiştir.[4]

Aided by Father James Robinson, Mrs. Coretta Scott King, widow of Dr. Martin Luther King, Jr., center, and John Lewis of the Voter Education Project,

21 Mart 1965 yılında Martin Luther King, 3000 civarında Sivil Haklar savunucusuyla birlikte Selma şehrinden Montgomery’ye doğru Siyahilerin oy hakkı için yola çıkarlar. “Jim Crow” ırkçı yasalarının yürürlükte olduğu Alabama eyaletinin başkenti olan Montgomery, 100 yıl önce Amerikan İç Savaşı’na neden olan köleci eyaletlerin oluşturduğu ayrılıkçı Güney Konfederasyonu’nun da başkentidir. Bu uzun yürüyüş 1965’ın aynı Mart ayı içeresinde Alabama’da yapılan üçüncü yürüyüştür. “Bloody Sunday” adı verilen ilk yürüyüş, Eyaletin güvenlik güçleri tarafından Alabama nehri üzerindeki Edmund Pettus Bridge’de cop darbeleri ve gaz bombalarıyla durdurulmuştur. “Turnaround Tuesday” adlı ikinci yürüyüşte, eyalet güçlerinin bloke ettiği Edmund Pettus köprüsünden geri dönülmüştür.[5] Bu üçüncü yürüyüşe, bu kez Federal devlet güçleri eşlik eder. Federal Güvenlik güçlerinin, Alabama eyaletine yasalara uyması için müdahale etmesi ilk değildir. Geceleri ırkçı saldırılara açık olan, tehlikelerle dolu bu yürüyüş dört gün sürer. Sonunda Martin Luther King, Siyahilerden ve dayanışmacı Beyazlardan oluşan yaklaşık 25.000 kişilik bir kitle ile Montgomery’ye 25 Mars 1965’te tarihi bir giriş yapar.

Ava DuVernay’in Selma (2014) adlı filmi, Amerika Birleşik Devletleri’nin kaderini değiştirecek olan, Sivil Haklar adına yapılan bu üç önemli barışçıl yürüyüşü (nonviolent protest) detaylı bir şekilde anlatır. Film, Montgomery’e ulaşan bu son coşkulu yürüyüşü, belgesel görüntülerle birlikte aktarır. Selma filmi, içerde ırkçı eyalet yönetiminin bulunduğu Kapitol’un önünde, Martin Luther King’in coşkulu kalabalığa yaptığı tarihi konuşmasıyla biter.

Martin Luther King
Montgomery

Ancak Selma filminin bu tarihi konuşmada (senaryonun bütünlüğünü korumak için eksilttiği önemli bir an vardır). Martin Luther King, yürüyüşün sonunda yaptığı bu tarihi konuşmada, bir tarih kitabından söz eder. Kitabın yazarı, tarihçi C. Vann Woodward, kararlı bir Sivil Haklar savunucusu olarak, bu önemli yürüyüşte Martin Luther King’in yanındadır. Martin Luther King, konuşmasında Amerikan tarihinin ırkçı yalanlar üzerine kurulduğunu, bu yalan tarihi değiştirmek gerektiğini söylediği sırada, kendisine örnek aldığı kitabı, ünlü bir parabol haline gelecek şekilde nitelendirir: “The historical bible of the Civil Rights Movement”.


C. Vann Woodward

Martin Luther King’in, Sivil Haklar Hareketi’nin İncil’i dediği kitabın ismi hiç de bir tesadüf değildir: The Strange Career of Jim Crow.[6]

1955 yılında yayınlanan kitap, ırka dayalı ayrımcılığın (segragation), Güney’de kültürel bir gelenek olmadığını; tersine İç Savaş sonrası (American Civil War, 1861-1865), 1870’li, 1880’li yıllarda ırkçı “Jim Crow” yasalarıyla tepeden topluma dayatıldığını savunur. Eleştirmenlerin Amerika’da ırklar arası ilişkiler tarihi üzerine yayınlanmış en etkili araştırmalardan birisi olarak kabul ettiği kitap; yaklaşık 45 yıl sonra, 1999’da yeniden basıldığında 1 milyon civarında satar ve Modern Library’nin İngilizcede yayınlanmış, kurmaca olmayan (non fiction) en önemli 100 kitabı içerisinde 70. sırada yer alır.[7] Martin Luther King’in de kendine örnek aldığı “Jim Crow’un Tuhaf Kariyeri” isimli bu önemli kitap, anlaşılacağı üzere sadece çarpıcı ismiyle dikkat çekmesi istenilen bir kurmaca eser (fiction) değildir. Aksine kitap, Politzer ödülü alacak olan tanınmış bir Amerikalı tarihçinin, Güney’deki ırksal ilişkiler üzerine referans haline gelen bir tarih çalışmasıdır.

Peki, neden,  C. Vann Woodward, bilimsel bir tarih araştırması olan kitabına “The Strange Career of Jim Crow” adını koyarak, edebiyat ve sinema tarihinin ünlü Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde adlı kurmaca eserine gönderme yapmıştır?

Çünkü “Jim Crow” da, aslında “Dr. Jekly” gibi bir kurmaca karakterdir. Üstelik “Jim Crow” da,  Dr. Jekly ve Mr. Hyde gibi aynı kişilikte zamana (gündüze ve geceye) göre değişen çoklu karaktere sahiptir.

Evet, gerçekte “Jim Crow”, Thomas D. Rice adlı Beyaz bir İngiliz göçmenin şarkılarında ve sahne gösterilerinde kullandığı kurmaca bir karakterin adıdır (“Jump Jim Crow”). Thomas Rice, sahneye “Balckface” olarak yüzünü ve ellerini siyaha boyayarak çıkar ve Siyahiler gibi şarkı söyleyip dans ederek Afrika kökenli Amerikalılarla dalga geçer. Thomas Rice’ın bu gösterilerdeki amacı, kendine göre Siyahilere toleranslı davrandığını düşündüğü Amerika Birleşik Devletleri 7. Başkanı Andrew Jackson’ın (1829-1837) politikalarını eleştirmektir. Ancak köleci Güney’de bu gösteriler öyle popüler olur ki, daha 1830 yılarının ikinci yarısında “Jim Crow” lakabı Siyahilere edilen küfürle özdeş haline gelir.[8]

Köleciliğe kararlı bir şekilde karşı çıkan, Abraham Lincoln’ün (1809-1865) Amerika Birleşik Devletleri’nin 4 Mart 1861’de 16. Başkanı olarak göreve başlamasıyla, köleci Güney eyaletleri birlikten ayrılır ve Kuzey’e saldır (12 Nisan 1861). Başlayan Amerikan İç Savaşı (American Civil War), XIX yy. ın en ölümcül savaşı olarak, 4 yıllık kanlı bir süreçten sonra 9 Nisan 1865 yılında Kuzey’in galibiyetiyle sonuçlanır. Savaş Güney’deki köleciliğe son verir.[9] Ancak Abraham Lincoln, köleciliği yasal olarak kaldıran Anayasa değişikliğini göremeden, 14 Nisan 1865 tarihinde, bir tiyatro gösterisinde Güney sempatizanı bir aktör olan John Wilkes Booth tarafından başından yaralanır; kurtarılamayarak ölür. Steven Spielberg’in Lincoln (2012) adlı filmi, Başkanın bu son 4 aylık yaşamı üzerine odaklanır. İç Savaş tüm şiddetiyle sürerken, Abraham Lincoln’ün Temsilciler Meclisi’nde köleciliği kaldıracak Anayasa değişikliğini geçirmesi için, nasıl da hem cephede hem de Mecliste mücadele etmek zorunda olduğunu anlatır.


Lincoln (2012)

 6 Kasım 1865 tarihinde ünlü 13. Anayasa değişikliğiyle (XIII. Amendement)  Güney’de kölecilik, artık anayasal güvence altına alınarak, kaldırılmıştır.[10]

13. Anayasa değişikliği köleciliği yasaklamıştır, ama Siyahilerin yurttaşlık haklarını garanti etmemektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nde doğan her kişi, Amerikan vatandaşıdır diyen 9 Temmuz 1868 tarihinde 14. Anayasa değişikliğiyle (XIV. Amendement)  eski kölelerin yasa önünde eşit yurttaşlığı garanti altına alınır.[11] Ancak bu kez 14. Anayasa değişikliği de oy kullanma hakkını garanti etmemektedir; bu nedenle 3 Şubat 1870 tarihinde 15. Anayasa değişikliğiyle de (XV. Amendement)  özgürleşen kölelerin eşit vatandaş olarak oy kullanma hakkı anayasal güvence altına alınır.[12]

İç Savaş sonrası “Yeniden-yapılanma” (Recostruction, 1865-1877) dönemi olarak adlandırılan bu yıllarda Federal ordu hala Güney eyaletlerindedir ve Siyahilerin yasalarla güvence altına alınmış bu haklarının Freedmen’s Bureau (Özgür İnsanlar Bürosu) aracılığıyla pratikte de uygulanmasını sağlar.[13] Bu dönemde birçok Siyahi toplumda önemli pozisyonlara gelir.

Ancak Güney eyaletleri kölelikten kurtularak özgürlüğüne kavuşan Siyahilerin de artık eşit vatandaş sayılmasını, oy kullanmalarını, toplumda önemli yerlere gelmelerini kabullenmemekte diretirler.[14] 1877 yılında Federal ordunun Güneyden çekilmesi karşılığında (Rutherford B. Hayes’in 1876 yılındaki tartışmalı seçimler sonrası Amerika Birleşik Devletleri 19. Başkanlığının Güney tarafından da kabulü üzerine) Kuzey ve Güney’in Beyaz elitleri arasında anlaşma yapılır. “Büyük ihanet” olarak tarihe geçen bu danışıklı döğüş ile “Recosruction” dönemi biter. Güney’de Siyahilerin kaderini eski köle efendilerin eline bırakan karanlık bir dönem başlar. 13., 14. ve 15. Anayasa değişikliklerinin Siyahilere sunduğu temel yurttaşlık haklarına dokunamayan eski köleci Güney’li devletler, bu temel hakların pratikte kullanılabilirliğini imkansız kılan bir dizi baskı, tehdit ve yıldırma yöntemi uygulamaya başlamanın yanı sıra; aynı zamanda bu keyfi engellemelere legal zemini oluşturan lokal yasalar çıkarırlar. Beyazların Üstünlüğü (White supremacy) statüsünü pratikte yeniden yapılandırmak amacıyla formüle ettikleri, “peki madem eşitiz, o zaman ayrı ayrı eşit yaşayalım” ironisiyle bir dizi ırka göre ayrımcı (segragation) yasa formüle ederler.

Siyahileri bu kez legal olarak ayrı tutarak boyunduruk altına almayı hedefleyen bu ırkçı yasaların adını da paradoksal bir biçimde “Laws Jim Crow” koyarlar.[15]

Böylece “Jim Crow” kurmaca karakteri, yeniden tarih sahnesinde gerçek bir rol alır ve tuhaf kariyerine tüm Güney eyaletlerindeki toplum yaşamını reel olarak ikiye bölerek devam eder.

Devlet okulları, ordu, tüm kamusal alanlar, mezarlıklar, toplu taşıma araçları, banka kredileri, evler, evlilikler, işler, lokantalar, çeşmeler, tuvaletler… ayrı ama eşit (“Separate but equal”) prensibine göre bu “Jim Crow” yasaları adına düzenlenir. Böylece İç Savaş sonrasında, Güney eyaletlerindeki bu ırkçı yasalar ve lokal kararnameler, daha yeni kölelikten kurtulan Siyahilerin, pratikte yaşamın tüm alanlarında, Beyazların üstünlüğü varsayımıyla ayrılarak tahakküm altına alınmalarının legal zemini oluşturur.[16] Bu şekilde ırkçı ayrım üzerine kurulu “Jim Crow” yasaları yaşamı Siyahilere zindan ederek, 1877’den 1965’e, son ayrımcı uygulamanın da legal olarak kaldırılmasına kadar saltanatını sürdürecektir (Voting Rights Act of 1965).[17]

İşte Green Book filminde, 1962 yılının Amerika’sında, Güney eyaletlerine yapılacak olan uzun bir müzik turnesi, bu tarihsel-politik koşullar içerisinde gerçekleşecektir. İkinci Dünya Savaşı sonrası Siyahilerin sivil hakları için verdikleri mücadele ivme kazanmış, belli haklar elde edilmeye başlamıştır. Ama Güney eyaletlerinde “Jim Crow” yasaları hala yürürlüktedir ve ırkçı zihniyet hala genel olarak yaşamı belirlemektedir. Üstelik 1950’li yılların sonu ve 60’lı yılların başında, bu ırkçı yasalar karşısında, Siyahların gittikçe gelişen aktif mücadelesi ve artan yasal hak kazanımları sonucu, Ku klux Klan yeniden hortlamış ve Beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı saldırılar daha da yoğunlaşmıştır.

Green Book (2018)

Yani Green Book filminin hikâyesinin geçtiği 1962 yılı, Amerika Birleşik Devletlerinin Siyahilerin mücadelesi ve toplumsal çatışmalar açısından en haraketli dönemlerinden biridir.

Ancak Green Book, bir yönüyle, iki sıradan karakterin günlük yaşam içindeki antagonik birliği üzerine kurulan bir komedi filminin dramatik yapısına sahip olduğundan; “hak arama”, “adalet” gibi epik tondaki konuları doğrudan işlemek yerine, onları filmin dış alanında seyircinin imgeleminde var etmek zorundadır. Ama diğer yönüyle, dramatik yapıdaki bu komik kişisel çatışmalar, filmin seyircinin imgeleminde oluşan kurgusal evreninin tarihsel ve politik koşulları üzerine kuruludur. Zira hikâyenin aynı zamanda bir road-movie olması nedeniyle yapılacak bu uzun yolculuk, zorunlu olarak ülkenin bu elektrikli politik atmosferinin ciddiyeti içinden geçerek ilerleyecektir. Bu nedenle Green Book’u izlerken hem iki zıt karakterin küçük günlük-sıradan amaçlar ve kişisel kaygılarla kurgulanan çatışmalı beraberliğine güleriz; hem de bu aynı karakterlerin ülkenin bu zorlu tarihsel-politik atmosferinde cesaretle gerçekleştirdikleri çıkarsız ve yüce jestlerin soyluluğuna coşkun duygular içerisinde tanık oluruz.

Zaten Green Book filminin sinemasal güzelliği ve sine-fikirsel gücü de burada yatmaktadır: Bir komedi filminin anlık hafifliği ve günlük sıradanlığı içinde, hikâyenin karakterleriyle birlikte seyirciyi de kendi dışına çıkarıp, epik duygularla ortak bir kadere bağlayarak, herkesin kendi kendisini aşabileceği evrensel bir yolculuğa davet etmek.

Metin Gönen

(Film, bu çerçevede derste incelenmiştir, II. bölümde yayınlanacaktır…)


[1] The New York Public Library’s Schomburg Center for Research in Black Culture, Green Book’un 1937’den 1964’e dek olan 21 cildini dijital baskıya aktarmıştır. Bkz. http://publicdomain.nypl.org/greenbook-map/

[2] “In an age of sundown towns, segregation, and lynching, the Green Book became an indispensable tool for safe navigation” http://publicdomain.nypl.org/greenbook-map/

[3] James W. Loewen, Sundown Towns: The Hidden Dimension of Segregation in America, The New Press, 2005.

[4] http://publicdomain.nypl.org/greenbook-map/

[5] Birinci Yürüyüşte Martin Luther King yoktur. Yaklaşık 600 kişilik bu kitleye Amelia Baynton Robinson, Hosea William, John Lewis önderlik ederler. Eyalet Şerifi Jim Clark’ın emriyle kitleye köprüde müdahale edilir. 70’in üzerinde yaralı olması nedeniyle bu yürüyüşe “Bloody Sunday” adı verilir. İkinci yürüyüşte Martin Luther King vardır ve 2000 kişilik bir kitleyle yürünür. Gece konaklama sırasında yürüyüşü destekleyen 3 Beyaz rahip Ku Klux Klan tarafından saldırıya uğrar; içlerinden James Reeb ağır yaralanır ve ölür. Üçüncü yürüyüşte, Viola Luizzo adlı yürüyüşe katılmış olan dayanışmacı Beyaz bir kadın, Ku Klux Klan tarafından arabasında öldürülür.

[6] C. Vann Woodward, The Strange Career of Jim Crow, Commemorative Edition, Oxford University Press, 2001.

[7] http://archives.news.yale.edu/v28.n17/story7.html

[8] Leslie V. Tischauser, Jim Crow Laws, Greenwood Press, 2012.

[9] Jhon Keegan, The American Civil War, New York, 2009.

[10] The Thirteenth Amendment: Slavery does not exist in the United States or any place subject to their jurisdiction.

[11] Fourteenth Amendment to the United States Constitution, which grants citizenship to everyone born in the U.S. and subject to its jurisdiction and protects civil and political liberties.

[12] Fifteenth Amendment to the United States Constitution: The right of citizens of the United States to vote shall not be denied or abridged by the United States or by any State on account of race, color, or previous condition of servitude.

[13] Epstein L. Walker T., Constitutional Law for a changing America : Rigths, Liberties, and Justice, Etats-Unis, CQ Press, 8ème ed., 2013.

[14] Jeff Vallentfeldt, The American Civil War and Reconstruction: people, politics, and power, 2010.

[15] C. Vann Woodward, The Strange Career of Jim Crow, Commemorative Edition, Oxford University Press, 2001.

[16] Irkçı “Jim Crow” yasalarının baskısı ve keyfi uygulamaları yanı sıra, bu yasaların legal zemininden güç alan Ku Klux Klan ve White League gibi Beyazların üstünlüğünü savunan organizasyonların ırkçı şiddeti sonucu, 1879 yılında, Siyahiler, Amerika’nın tarihinde Mouvement Exoduster olarak anılacak ilk kitlesel göçü gerçekleştirirler. Güney eyaletlerinden yola çıkıp Kansas, Oklohoma ve Colarado’ya yerleşirler.

[17] Michael J. Klarman, From Jim Crow to Civil Rights: The Supreme Court and the Struggle for Racial Equality, New York: Oxford University Press, 2004.